31 Mayıs 2020 Pazar 14:10
Acun Ilıcalı: 25 yaşımdayken bitik bir insandım!
Takip Et:

-Başarılı, varlıklı, güçlü bir adamsınız. Seveniniz de çok. Nasıldır Acun Ilıcalı olmak?

-Dünyadaki en zevkli mesleklerden birini yapıyorum. İş hayatım tatilde geçirdiğim vakitten daha eğlenceli.


-Nasıl yani?
-Eğlence programı üretiyorum, kendim de eğleniyorum. Kışın Karayipler'de çalışmam, yazın Çeşme'de ve Bodrum'da yeni projeler üretmem gerekiyor. Sonbaharda 'O Ses Türkiye'deyim. Solumda Türkiye'nin çok önemli sesleri, sağımda en iyi yetenekleri... Onların yaptığı müziği dinliyorum... Bir şeyler bu boyutta yolunda gidebilir mi? Aslında çok saçma bir durum var.


-O zaman gerçekten hayat size güzel...
-Yok. Aslında biliyor musun bunların yanında ben birkaç organı alınmış biri gibiyim.


-Neden?-

20 yaşımda annemi ve babamı kaybettim. Şu an yaşadığım mutluluğun annem ve babam hayattayken 10 kat fazlasını yaşıyordum. Onların kaybından sonra hayatta alacağım zevklerin hepsi eksik kaldı. Fiziksel engelli kardeşlerimiz var, ben de bu açıdan psikolojik engelli bir insanım.

-Karşıdan bakanlar parlak bir hayat görüyor. Bu hayatın diğer yüzünü biraz anlatır mısınız?
-Hayatımın 25 yaşına kadar olan bölümünde 10 bin insanda ancak bir kişinin yaşayacağı zorluk ve acıları yaşayıp bu noktaya geldim.


-Nelerdi onlar?

-25 yaşıma kadar; bir trafik kazası geçirdim, boynum kırılacak derecede hasar gördü, yanımdaki arkadaşımı kaybettim. Okuldan atılmış, iflas etmiş, evlenip boşanmıştım. Annemi ve babamı bir trafik kazasında kaybetmiştim ve kızım o kazadan ağır yaralı kurtulmuştu.

-Bu travmaların bir araya geldiği bir hayat başlangıcı sizi nasıl etkiledi?
-İç dünyamı erken olgunlaştırdı. Bu hayatta aslında ben gerçek bir Survivor'ım.
Herkesin hayallerini gerçekleştiren kişisiniz. Sizin gerçekleşmeyen bir hayaliniz oldu mu?
Bu kadar dipten, bir şekilde bulunduğum yere gelmek benim için hayalini bile kurabildiğim bir şey değildi. Sanırım kendi hayallerimi bitirdiğim için artık insanların hayallerini kovalıyorum. Geçenlerde arkadaşlarıma espri olarak, "İleride bir parti kuracağım. Partinin adı da Rahat Parti olacak" dedim. Sloganım da, "Ben yırttım, şimdi sıra sizde" olur herhalde (gülüyor).


-Siyasete girer misiniz?
-Girmem.


-Yaşadığınız hayata bakıp kolayca gıcık olunabilecek birisiniz. Ama insanlar sizi çok seviyor. Neden sizce?
-Birincisi, maddiyatla adam olunmadığını düşündüğümü insanlara hissettiriyorum. İkincisi, insanlar gözlerinin önünde sabah-akşam çalışarak bir noktaya gelmiş bir insana karşı daha çok takdirle bakıyorlar.


-Instagram'da canlı yayın yaparak 3 milyon kişiye ulaşıp dünya rekoru kırdınız. Beklediğiniz bir rakam mıydı?
-2 milyonu geçeceğimizi tahmin ediyordum. Fakat iki dakikada 3 milyonu geçmek biraz şaşırttı. Ama şunu da gösterdi; eğer isteseydik, o rakam 4-5 milyona da ulaşırdı.


-Böyle bir güce sahip olmak ne hissettiriyor?
-Seyirciyle bu iletişimim yıllardır var. Katıldığım herhangi bir programın reytingini ciddi derece yükseltiyorum. Bunun için her gün şükrediyorum, büyük gurur...


-Egonuz tavan yapmıyor mu?
-Ego değil ama ruhum doyuyor. Korkunç bir sevgi seli... Bu sevgiyi hissetmek insanı son derecede mutlu ediyor. Çok güvendiğim bir dostum var, psikolog Gülseren Budayıcıoğlu. Geçen yaz Bodrum'da buluştuk. O sırada 20 dakika içinde yanıma gelenlerle 200 fotoğraf çektirdim. İkinci buluşmamızda bana, "Bu sevgiyi yaşayan birinin, 'Şunu dert ettim', 'Bunu dert ettim' diye düşünmemesi lazım" dedi. Ben de her zaman bu sevginin değerini bilmem gerektiğine inanıyorum.


-Bir gün şöhretim biterse korkusu yaşıyor musunuz?
-Bu korkuyu hiç yaşamadım. Çünkü benim şöhrete dayalı bir hayatım yok. İç dünyamın da şöhretle bir bağlantısı yok. Dostlarımla, çocuklarımla vakit geçirip zaten kendi çevremin bana verdiği sevgiyle yeteri kadar doyuma ulaşıyorum. Bu konuda karnım tok. Toplumdan aldığım sevgiyse üzerine tatlısı oluyor.


-Hem bir medya patronu hem bir televizyon yüzü olarak bu kadar tanınırken hayatta kaçırdığınız küçük zevkleriniz oluyor mu?
-Benim kalabalıklar içinde aktivitelerim hiç olmadı. Alışverişi falan sevmem zaten. Muhabirken de öyleydi, arkadaşlarla toplanır PlayStation turnuvaları yapardık. Ama şunu diyebilirim; maç izlemeyi çok seviyorum ve artık kalabalıkla maç seyretme şansım yok. Ama sevilen biri olmak yine bir avantaj. Mesela Anadolu'da maçlara gittiğimde bütün kulüplerin başkanları ağırlıyor. O adrenalini yaşayamasan da benzeri bir ortam sana bir şekilde sağlanabiliyor.


-Sosyal medyada fake hesabınız var mı?
-Instagram'da var.


-Neden?
-Yanlışlıkla birini 'like'lamak gibi olaylar yaşamak istemiyorum. Bir de üstüne bunlar haber olursa "Yanlışlıkla beğendim" de diyemiyorsun. Ayrıca sürat gibi konularda ekstrem paylaşımlar yapan sayfaları takip ediyorum. O sayfalardaki paylaşımlara bakıp kendimi kontrol edebilirim ama başkasına örnek olmak istemem.


-Sosyal medyayla son dört aydır daha ilgilisiniz. Bunun sebebi tüm dünyada yayıncılığın dijitale kayması mı?
-Dijital için iki yıldır konsantrasyonum yüksek. Bu sene de bu konuda iyi hazırlandık. Yarışmayı dijitale entegre ettik. Ekibime de dijitalde ağırlığımızı hissettirmemiz gerektiğini söyledim. Bununla ilgili projeleri arttıracağım.


-Bu yeni bir dijital platform girişimine doğru gider mi?
-İlgilenmiyor değilim. Büyük kanallarda yayımlanamayacak bazı projeler için neden olmasın...

-Her gün reyting stresi... Bir yandan yöneticilik, bir yandan sunuculuk. Gerilimle nasıl başa çıkıyorsunuz?
-Normal bir insan olmadığım kesin. Kendi isteğimle iş yoğunluğumu arttıra arttıra öyle bir noktaya geldim ki şu an seninle konuşurken telefonda 220 mesaj okunmayı bekliyor. Birazdan uçağa bineceğim ve yolculuğumun dört saatini sadece bu mesajlara cevap vererek harcayacağım.



-Devam edecek enerjiyi nereden buluyorsunuz?
-Başarının sağladığı motivasyon beni sürekli yüksek tutuyor. Kariyerimin 25'inci yılı. Show TV'ye girdiğim ilk yıldan beri bir sene öncesinden daha az bir başarı elde etmedim. Bu da tahmin edilmez bir motivasyon sağlıyor.


-Başarı zehirlenmesi yaşıyor olabilir misiniz?
-Hayır, benimki adrenalin bağımlılığı. İş hayatında aldığım yüksek risklerin temelinde de bu var.


-Adrenalin bağımlılığı dediniz. Hız seviyorsunuz. Sürat motorunuz ve son model araçlarınız var. Ölümden korkmuyor musunuz?
-Bir korku hissetmiyorum. Mesela geçen yaz tekneyle bir zıpladık. 160 mil hızdaydık. Dalgaya vurduk, tekne havalandı. Geriye doğru gitse paramparça olacaktı. O an bile ölüm korkusu hissetmedim, öyle bir duygum yok. Ama birkaç kere yattığımda, "Ya enteresandı" deyip irkildiğim oldu.


-Kaç siyah tişörtünüz var?
-300-400 arası.


-Tasarım markaların tişörtlerini mi giyersiniz?
-Bir ara Hülya Avşar'ın ürettiği tişörtleri giyerdim. Dayım Yener Oral tekstilci. Son zamanlarda onun tişörtlerini giyiyorum. Arkadaşlarımın aldıkları hediye siyah tişörtler ve benim beğenip aldıklarım da var.


-Neden sadece siyah tişört giyiyorsunuz?
-Her gün televizyondayım, "Her gün bir tişört bulacağıma, giyeyim bir siyah tişört, devam edeyim" dedim. Şunu da itiraf edeyim; ben de siyah takım elbise giyenleri anlamıyorum. Onların birbirinden ne farkı var.


-Neden hep terliklesiniz?
-20 yıldır üç gün üst üste ayakkabı giymemişimdir.


-Ayakkabınız var mı?
-100 çift ayakkabım vardır. Ama boşa... Daha fazla terliğim vardır. Nefret ediyorum ayakkabı olayından.


-Neden?
-Düşünsene iki madde var, ayağında devamlı onları taşıyorsun. Kar yağmıyorsa tarzım; çıplak ayak-terlik. Hava soğursa; çorap-terlik. Resmi bir görüşme varsa mecbur ayakkabı giyiyorum. Üç saat içinde mutlaka çıkarmam gerekiyor. Dört saat ayakkabı giydiysem çıldıracak gibi oluyorum.


-Bu hafta çok konuşulan bir haber vardı: Serdar Ortaç'ı 'O Ses Türkiye' jüri üyeliği için aramışsınız, size gece kulübünde olduğunu söylemiş, siz de telefonu yüzüne kapatmışsınız. Doğru mu?
-Aslında olay şöyle oldu, ben 'O Ses Türkiye' için konuşmak istedim. Akşam görüşmek üzere sözleştik. Aradım, "Reina'dayım, burada muhabbet güzel, gelsene" dedi. Yüzüne kapamadım, "Ne alaka şimdi, gelemem" dedim. İşe yoğunlaşmıştım. Benim teklifime karşı onun konsantrasyonundan mutlu olmadığım için o iş olmadı.


-Bir köşeye çekilip her şeyin tadını çıkarmak varken durmuyorsunuz. Hollanda 1. Futbol Ligi takımlarından Fortuna Sittard'ı satın almakla ilgili görüşmeler yaptığınız söylendi. Bir yandan haftanın her günü program sunuyorsunuz. Nedir bu hırsın sebebi?
-Köşeye çekilirsem bu kadar eğlenemem. Her gün ya bir köşeye çekilirsem diye korkuyorum.

 
-Neden bir futbol takımı satın almak istiyorsunuz?

-Futbola olan düşkünlüğüm zaten biliniyor. Amacım, şimdiye kadar televizyonculukta keşfettiğim yetenekleri futbol dünyasında da keşfetmek.


-Neden o takımı seçtiniz?
-Türk ve dünya futboluna sürpriz isimler kazandırmak gibi bir hayalim var. Bu takım da bunun için çok uygun ama daha görüşmelerimiz sürüyor.


-Dört kızınız var. Erkek çocuk sahibi olmak istiyor musunuz?
-Her zaman, "Evladın hayırlısı" diyorum. Allah bana öyle kızlar nasip etti ki hayatım boyunca bir gün bile erkek çocuğum olsaydı diye düşünmedim. Bana çok düşkünler ve sevdiklerini her zaman hissettiriyorlar.


-Sürekli bir ülkeden diğerine giderken karantinaya Dominik'te kızınız Melisa'yla yakalandınız. Nasıl bir deneyimdi?
-Melisa çok huzurlu ve pozitif bir çocuk. Ayrıca bulunduğumuz yerde sürekli sirkülasyon var. Burada çalışanların çocuklarıyla, yarışmacılarla arkadaşlık kurdu. Şimdi yarışmacılar nerede, Melisa orada.

 
-'Patron Acun' ile 'sunucu Acun' ayrımını nasıl yapıyorsunuz? Mesela yönetmeniniz size de herhangi bir sunucuya davrandığı gibi davranabilir mi?

-Yönetmenimiz muhabirlik yıllarından beri çalıştığım Mustafa Kazan. Yüzde 90 bütün çekimlerde benimle o konuşur. Doğrucu Davut'tur. Ona 'Acun Bey' falan işlemez, bana normal sunucu muamelesi yapar.

 
-'Survivor' sayesinde 13 yıldır insanları gözlemliyorsunuz. Bu yarışma size ne öğretti?
-Zorluğun insan için en önemli sınav olduğunu. İyi niyetli kişileri yarışmaya alıyoruz.

 


-Biraz açsak...
-Karşındakinin seni ne kadar sevdiğini, aranızdaki bağın ne kadar güçlü olduğunu öğrenmek mi istiyorsun? Zor duruma düşecek ve karşı tarafın bu konudaki fedakârlığını test edeceksin. Bunun örneklerini 'Survivor'da çok görüyoruz. 'Survivor' bir beyin ve ruh MR'ı. Orada hiçbir şeyi kolay kolay saklamak mümkün değil. Bir noktada mutlaka yakalanırsın. Bizim yarışmacılarımız bu testleri genelde geçiyor. Çünkü iyi niyetli kişileri yarışmaya alıyoruz.

 

-Ses yarışmalarının jürilerinde de kavgacı karakterlere alışkındık. Siz bunu değiştirdiniz. Hep kavga daha çok izlenir sanırdık ama iyi olmak da reyting getiriyormuş, öyle mi?

-Öyle bir figürü ben kullanmak istemiyorum. Her projenin içinde zaman zaman tatsızlıklar olabilir ama sadece kavgaya dayalı reyting kirlidir. Senin uzun süreli ömründen yer. Kavgayı seyirci seyreder ama mutlu olmaz. İçin için sevgi bağı seyirciyle kopmaya başlar, yarın öbür gün seni terk eder.


Son Güncelleme: 31.05.2020 14:18
Takip Et:
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.